Ankara’da Görülmesi Gereken Tarihi Mekanlar

  • 04 Mart 2014
  • 2.154 kez görüntülendi.
Ankara’da Görülmesi Gereken Tarihi Mekanlar

  ANITKABİR: Anıtkabir, Türk Kurtuluş Savaşı nın ve inkılaplarının önderi ve Türkiye Cumhuriyeti nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ün, Ankara Anıttepe de (eski adıyla Rasattepe) bulunan anıt mezarıdır.

Ayrıca dördüncü cumhurbaşkanı Cemal Gürsel de 1966 yılında devrim şehitleri bölümüne defnedilmiştir. 1973 den beri İsmet İnönü nün kabri de Anıtkabir dedir.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

Anıtkabir Projesi nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm bulunmaktaydı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, projenin mimarlarına Şeref Holü nün 28 metrelik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını sordu. Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonucu Şeref Holü nü taş bir tonoz yerine, betonarme bir tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik sıkıntılar da ortadan kalkıyordu. Anıtkabir in yapımında, beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır. Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı ilçesi nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Karabük Eskipazar dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon dan, yeşil renk mermer Bilecik ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lâhit taşı Osmaniye den, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon dan getirilmiştir. Anıtkabir in genel mimarisi Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arasındaki “II. Ulusal Mimarlık Dönemi” olarak adlandırılan dönemin özelliklerini yansıtır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır, Anıtkabir de bu özelliklere uymaktadır. İlk projede mozole iki katlı olara tasarlanmış, ancak ekonomik nedenlerle ikinci katın yapımından vazgeçilmiştir. Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır, örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır. Bütün bu özellikleriyle yapıldığı dönemin en iyi mimari örneklerinden biri olan Anıtkabir yaklaşık 750.000 m² lik bir alanı kaplamaktadir.

  KOCATEPE CAMİİ: Kocatepe Camii için ilk önce Mimar Vedat Dalokay ın hazırladığı proje kabul edilmiş ve bu projeye göre caminin temeli atılmış fakat daha sonra bu projeden vazgeçilmiştir. 1967 yılında Hüsrev Tayla ve Fatin Uluengin in çizdiği projeye göre temeli atılan Kocatepe Camiinin inşaatı çok uzun sürdü. 1981 de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devraldı. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Camii 1987 de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açıldı. 4500 m² lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark, ticarethane ve idari birimler bulunmaktadır. Geleneksel mimariye bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii nin ana mekânı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşur. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi vardır. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılır. Camideki yazılar Hamit Aytaç ve Mahmut Öncü tarafından, konferans salonundaki yazılar ise Emin Barın tarafından yazılmıştır. Caminin halı desenleri Afyon Ulucamii ndeki halı desenleri göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Caminin avizeleri, mihrabı, minberi, kapıları, çinileri ve mermerleri özel olarak tasarlanmış ve ince bir işçilikle yapılmıştır. İç tezyinatta Klasik Osmanlı Mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak çini,mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmıştır.

  ATAKULE: Atakule: Atakule, varlığı ile modern Ankara görünümüne önemli bir katkıda bulunmaktadır. Yüksekliği 125 metre olan kulenin tepe rakımı 118.2 metredir. 115.6 metredeki görsel ve işitsel cihazların kullanımına uygun çok amaçlı kokteyl salonu (nikâh töreni, seminer, konferans vb.) 600 metrekarelik bir alana sahiptir. Saatte bir tur atan döner lokanta 111.8 metrededir. Her gün 09.30 – 23.00 arası açık olan seyir terası, 103.8 metrededir. 99.8 metrede ise cafe – bar bulunmaktadır.

 

  AKKÖPRÜ: Akköprü (Osmanlıca = اق کوپری) , Ankara nın Yenimahalle ilçesinde bulunan, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad adına Kızılbey tarafından Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayının birleştiği noktada yaptırılmış tarihi bir köprüdür.1222 yılında, eski Bağdat ticaret güzergahının geçtiği bir konumda, Ankara Valisi Kızıl Bey tarafından inşa ettirilmiştir.Köprü günümüze kadar sağlam durumunu koruyabilmiştir. Yenimahalle nin bugüne kadar gelebilmiş nadir tarihi yapıtlarından biridir. Ankara Akköprü‘nün bir benzeri de Adana Taşköprü’dür. Bu köprünün Selçuklu döneminden de eski olduğu göz önüne alınırsa Selçuklu mimarisi eserlerinin Roma’dan etkilendiği görülecektir. Bu etkilenme biçimi revak ve kubbelerle, minarelerle ve köprü biçimleriyle her şekilde kendini göstermektedir. Buradaki köprünün bir benzeri de Mostar’da bulunan ünlü köprüdür. Bu gün köprünün olduğu bölge geçmişte uluslararası ticaret yollarından birini oluşturmaktaydı. Selçuklu Sultanlarının Anadolu ticaretine verdiği önem bölgenin kalkınması için önemli bir hamle olarak ortaya çıkmış, çeşitli ülkelerin tacirlerine de vergi benzeri uygulamalarla kolaylık sağlanmıştır. O dönemlerin en ünlü yolu olarak kullanılan bu alan bu gün bir tür nostaljik eser olarak hafızalara kazınmaktadır. Köprü kesme bazalt taşından inşa edilmiştir. Toplam 7 adet sivri kemeri bulunmaktadır. Kemerler büyük oranda kesme Ankara taşından yapılmıştır.Arada bazı yabancı taşlar ve civardaki antık eser malzemelerden de yararlanılmıştır.Kemerlerden dördü büyük, üçü ise küçük kemer tipindedir. Metalik korkuluklar sonradan eklenmiştir. Batı yönünde biri silik olmak üzere iki yazıt yer almaktadır. Akköprü, Ankara nın Yenimahalle ilçesinde, Varlık mahallesinde bulunur. ANKAmall alışveriş merkezinin karşısındadır ve 1997 yılında açılan Ankara metrosu nun 1. aşamasının 12 durağından birinin önünde bulunur. Metronun 12 istasyonundan biri Akköprü olarak adlandırılmıştır. İstasyon hemzemin olup İvedik istasyonuna 1689 metre, Atatürk Kültür Merkezi istasyonuna 1158 metre uzaklıktadır.

  ASLANHANE CAMİSİ: Ankara’da Altındağ İlçesi’nde, Hisar Semti’nde, Kılıçarslan Mahallesi’nde, Atpazarı Yokuşu üzerinde, Can Sokak’ta bulunmakta. Anadolu’nun ahşap direkli camilerinin en başarılı örneklerinden ve Ankara’da inşa edilen Ahiler Devrine ait Ankara camilerinin en büyüğü olması yanında, pek çok özelliklerinden dolayı Ankara’nın en önemli anıtlarından birisi. Bu caminin yanındaki duvarda Ankara nın antik devrine ait değerli bir kitabe ve arslan heykellerinin bulunmasından dolayı “Arslanhane Camii” ismini almış. Selçuklu Sultanı Giyaseddin II. Mesud b. Keykavus (12841297) zamanında, Ahi Hüsameddin ve Ahi Hasaneddin kardeşler tarafından H.689 (1290) da yaptırılmıştır. Ahi Hüsameddin oğlu Ahi liderlerinden Ahi Şerafeddin (ö.06.05.1331) tarafından da onartılmış

  MOGAN KUŞ CENNETİ: Gölbaşı ilçesi, havza alanından dolayı doğal zenginlikleri ve biyolojik çeşitliliği olan bir yerleşimdir. Mogan ve Eymir gölleri, bu göllerde yaşayan 100’lerce çeşit nesilleri tükenen kuş çeşitleri, endemik olarak yetişen tehlike altında olan sevgi çiçeği ve göllerin çevresinde yaşayan birçok canlı çeşidiyle çok hassas bir ekosistem bölgesidir. Gölbaşı ilçesi yaban hayatı yönünden oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Mogan ve Eymir gölleri üreyen, kışlayan, göç dönemlerinde kısa süreli olarak gözlenen ve tüm yılı göl civarında geçiren çeşitli kuş türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bölgedeki “Sulak-Bataklık Alanlar” sayısız bitki ve hayvan türünün yaşayabilmesi için, bağımlı olduğu suyu ve birincil üretimi sağlayan, canlı tür ve çeşitliliğinin beşiğidir. Bu nedenle birçok canlı türünün yaşamını devam ettirebilmesi için stratejik öneme sahiptirler.

 

 

  ÇUBUK BARAJI: Cumhuriyet döneminin ilk barajıdır. Mustafa Kemal Atatürk ün talimatıyla 1930 yılında yapımına başlanmış 1936 yılında tamamlanarak 3 Kasım 1936 tarihinde Atatürk tarafından açılmıştır. Çubuk Çayı na, Çubuk ilçesinin kanalizasyonunun dökülmesi sebebiyle aşırı kirlilikten ötürü işlevini yitirmiş ve 1994 yılından itibaren su alımı durdurulmuştur.

 

  JULİAN SÜTUNU: Jülian sütünü ya da Belkıs Minaresi Ulus bölgesinde bulunur . Sütün 362 yılında Roma İmparatoru Julianın Ankara ya ziyareti onuruna karşılık dikilmiştir. 15 metre yüksekliktedir ve kendine özgü bir mimari yapıdır. Gövdesinde birçok yivli halka şekilli beyaz taşlar üst üste konulmuş, fakat tek parça gibi görünmektedir. Hiçbir yazıtı yoktur. Başlığı yapraklarla süslü, kaidesi ve gövdesi ise çok sadedir. Halk arasında Belkıs Minaresi adı ile de anılır. Evvelden Taşhan’ın yanında olup, 1934 yılında, Valilik Binası önündeki bugünkü yerine nakledilmiştir. Yapı Korint sütun başlığı modeline sahiptir. Sütun 2001 yılında Ankara Valiliği tarafından restore edilmiştir.

 

 

  HAMAM ÖNÜ: Hamamönü, Ankara ili Altındağ ilçesinde bulunan tarihi mahalle. Semtte bulunan 19. yüzyıl sivil mimarlık örneği konaklar restore edilerek bölge yeniden canlandırılmıştır.

 

 

  KORE’DE SAVAŞAN TÜRKLER ANITI: Kore’de Savaşan Türkler Anıtı, Ankara da Kore Savaşı sırasında şehit olan Türk askerlerinin anısına yapılmış olan 1973 yılında açılan anıt. Başkent Ankaramızda, insanlığın bağımsızlığı uğruna savaşmış Türk askerlerinin şanlı ve unutulmaz zaferlerini ölümsüzleştirmek için hazırlanmıştır. Bir adıda Kore Bahçesidir. Ankara Büyükşehir Belediyesi nin katkılarıyla gerçekleştirilmiş ve Türkiye Cumhuriyetinin 50. Kuruluş Yıldönümü dolayısiyla Güney Kore Cumhuriyeti tarafından 29 Ekim 1973 yılında Türk Ulusuna armağan edilmiştir.

  KUĞULU PARK: Kuğulu Park, Ankara şehrinin Kavaklıdere mahallesinde bulunan bir parktır. Park, Tunalı Hilmi Caddesi, Atatürk Bulvarı ve Polonya Caddesi nin arasındadır. Parkın havuzunda, kuğular, kazlar ve ördekler yer alır. Kuğulu parkın bulunduğu arazı, park olmadan önce içinden dere geçen kavaklık bir araziydi. Tunalı Hilmi Caddesi ni de kapsayan Kavaklıdere semti, ismini bu dere ve kavak ağaçlarından alır. Arazinin güney tarafında Polonya Sefaretinin bahçeleri, kuzeyinde ise Kavaklıdere Şarapları nın sahibi Cenap And ın 1955 de yaptırdığı Sevda ve Cenap And Evi vardı. Kavaklıdere den arta kalan gölet ve çevresi arazi 1958 de Ankara Belediyesi tarafından park haline getirilmiştir. 1957 de Atatürk Bulvarı nın genişletilmesi için Polonya Sefareti topraklarının bir kısmı alınmıştı, 1964 te Polonya nın bu kaybını tazmin etmek için Sefaret topraklarına bitişik başka topraklar ve bu arada Kuğulu Park ın bir kısmı sefarete verildi. Başta halktan fazla ilgi görmeyen park, Vedat Dalokay ın belediye başkanlığı (1973-77) sırasında yeniden düzenlenince popüler bir yer oldu. Parkın adı, kurulduğu yıllarda Viyana Belediyesi tarafından hediye edilen beyaz kuğulardan gelir. Kuğulu parkın kuğularından üçü daha sonra Seymenler parkına nakledilmiştir. Bu kuğular daha sonra değişik zamanlarda Kuğulu Park a geri dönmek için uçarken yüksek binalara veya ağaçlara çarpma sonucu ölmüşlerdir. Park ta hâlen bulunan kara kuğular (Cygnus atratus) Çin Halk Cumhuriyeti hükümetinin hediyeleridir ve Pekin den gelmişlerdir. Kuğulu Park Ankara nın sevilen parklarındandır. 2007 de hizmete açılan ve parkın yanından geçen Kuğulu Altgeçidi inşaatı sırasında, parkın kaldırılacağı söylentileri üzerine 2006 da protesto gösterileri düzenlendi. 2008 yılında, altgeçitin Kuğulu Park taki bazı ağaçların kurumasına neden olduğu iddia edilmiştir.

  KEÇİÖREN DEV AKVARYUM (DENİZ DÜNYASI): Keçiören Belediyesince yapılan ve yaklaşık 150 tür balık çeşidini içeren Türkiye’nin ikinci büyük akvaryumunun bulunduğu ”Deniz Dünyası”, pazar günü Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun katılımıyla açılacak. İstanbul’daki Forum İstanbul’da bulunan Dev Akvaryum Turkuazoo’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük akvaryumuna sahip olan Deniz Dünyası’nda Hint Okyanusu, Kızıldeniz, Hazar Denizi ile Türkiye’nin nehir ve göllerinden toplanan 5 binin üzerinde balık bulunuyor. Ahtapot, aslan balığı, mersin balığı, soytarı balığı, arapaima gigas ve ciklet gibi balık türlerinin sergilendiği akvaryumu gezmeye gelenler, bazı balıklara dokunabilicek, hatta elleriyle besleyebilecekler. Kapalı alanı 2 bin 700 metrekare olmak üzere toplam 5 bin 500 metrekare alan üzerine kurulu tesiste, akvaryumun yanı sıra Amazon Ormanları’nı yansıtan bir alan, eğitim için seminer salonu, alışveriş alanı, kafeterya ve deniz feneri bulunuyor. Akrilik camdan yapılan 12 adet tünel akvaryum ile 7 adet özel canlılar akvaryumu, 1 adet silindir akvaryum, dokunma akvaryumu ve dalgıç başlığı akvaryumu bulunan Deniz Dünyası’nda, 1 milyon litreden fazla su kullanılıyor. Deniz Dünyası’na gelen ziyaretçileri karşılayan biyolog veya su ürünleri mühendisleri, öncelikle gelen gruba akvaryumdaki balıklara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda kısa bir eğitim veriyor. Eğitimin ardından tesisin birinci alanında deniz canlılarının bulunduğu 50′şer tonluk akvaryumlardaki balıkları görme şansı elde eden ziyaretçiler, daha sonra 16,5 metre uzunluğunda ve 3,5 metre yüksekliğindeki tünel akvaryumun içinden yürürken, başlarının üstlerinden geçen balıkları izleyebiliyor. Tünelin çıkışındaki köpek balığı maketinin dişlerinin arasından tatlı su balıklarının bulunduğu bölüme geçen ziyaretçiler, buradaki dokunma akvaryumunda balıkları kendi elleriyle besleyebiliyor. Deniz Dünyası’nı ziyaret edenler, dev akvaryumdaki balıkları görmenin yanı sıra Amazon Ormanları’nın havasını da soluyabiliyor. Yerleri suni çimlerle kaplı olan ve maket meyve ağaçlarının bulunduğu Amazon Ormanları’nın canlandırıldığı alanda ziyaretçiler, timsah ve kaplumbağaları tanıma imkanı buluyor. Bu kısımda başlarının üstünde tropikal kuşların uçacağı ziyaretçiler, 10′ar dakika arayla gece ve gündüzü yaşayacakları ses ve görüntü efektlerine de şahit olacak.

  EYMİR GÖLÜ: Eymir Gölü, Ankara İli sınırları içinde bir göldür. Arazisi ODTÜ ye aittir. ODTÜ kürek takımı çalışma alanıdır. Takıma ait bir kayıkhanesi vardır. Kış aylarında donmuş haliyle güzel bir doğal ortam halini almaktadır. Gölün çevresi 13.5 km olup, asfalt yol bulunmaktadır. Yürüyüş için ideal bir mekan olan göle, Oran semtinden giriş yaparak yürüyerek inmek mümkündür. Göl tepelerle çevrili olduğundan, şehir gürültüsünden ve kirliliğinden uzaktır. Eymir Gölü nde kürek ve su sporları, balık avlama (olta ile) ve piknik gibi etkinlikler yapılabilmektedir. ODTÜ Akademik ve İdari personeli ile öğrencileri, ODTÜ Kimlik Kartlarını göstererek, mezun ve misafir statüsündeki kişiler ise Eymir Gölü üye kimlik kartlarını göstererek kış aylarında 08.00-21.00, yaz aylarında ise 06.00-22.00 saatleri arasında hergün giriş yapabilirler.

  ANKARA ESTERGON KALESİ: Ankara nın en güzel yerlerinden birisidir Keçiören. Ankara adını duyan herkes mutlaka Keçiören adını da duymuştur. Aslında Estergon Kalesi Osmanlı için büyük bir önem taşıyan Budapeşte de tuna nehri kıyılarında yer alan bir kaledir. Ankara da ki estergon kalesi temsilidir. Kale deyince genelde aklınıza toprak rengi yapılar geliyor. Ancak bizim estergon kalemiz tamamen beyaz mermer ile kaplanmış durumda ve çok güzel bir görüntüsü var. Yaya olarak gidiyorsanız Keçiören in yokuşlarında çok yorulmayı bir kenara bırakalım Estergona onlarca merdivenden sonra ulaşmak sizi bir hayli yoracak. Ama buna değecek üşenmeyin. Girişte karşınıza minik bir havuz çıkacak. Es geçmeyiniz. İçindeki balıklar ilginizi çekecek. En azından ben öyle düşünüyorum. Alt katta daha çok alışveriş yapmanız için birkaç dükkân bulunmakta. Yani pek bir şey yok. 1. katta ise Osmanlı kültürünü anlatan hatta ve hatta Osmanlı kültürünü canlı canlı yaşatan bir müze var. Hemen altını çizelim. Belki de bizim ülkemizde müze sevdasına engel olan en büyük neden ücretli olmasıdır. Estergon müzesi her kesime tamamen ücretsizdir. Yani gönül rahatlığı ile gezebilirsiniz. Müze de Osmanlının kullandığı silahlar vb. aletlerin yanı sıra, Osmanlı kültürünü yansıtan odalar bulunuyor. Hatta birkaç oda da örf ve adetlerimiz arasında yer alan kına gecesi, düğün, çocuk bakımı, balmumundan yapılmış heykeller ile canlandırılmaya çalışılmış. 2. katta ise Osmanlı sofrası adı altında ve tamamen Osmanlı damak tadına hitap eden bir restoran bulunuyor. Ücretler hakkında pek bir bilgim olmasa da pek ucuz bir yere benzediğini söyleyemem. Ama dört bir tarafı dev bir akvaryumla çevrili olan bu mekâna girmenizi tavsiye ederim. En azından bu akvaryumu görmeye değer. Teras katını kesinlikle atlamayın. Mutlaka ama mutlaka uğrayın. Ankara yı Estergonun en tepesinden izlemek herkese nasip olmaz. Atakule, Anıtkabir ve daha aklınıza ne gelirse buradan görebilirsiniz. Zaten terasta bulunan ve sanki bir film sahnesi gibi dalgalanan dev Türk bayrağına hayran kalacaksınız. Kalenin içinden anlatacak başka bir şey yok. Ancak dışarısı da içerinden daha güzel desem abartmış olmam. Girişin hemen sol tarafındaki merdivenlerden çıkarak Ankara yı farklı açılardan ayaklarınızın altında hissedebilirsiniz. Şarkınızdaki dev şelale gerçekten sizinde içinizi huzur dolduracak. Zaten yakından görmek isteyip yolu karşıya geçerek şelalenin yanına da gideceksiniz…

  50.YIL PARKI: Ankara nın seyir terası olarak bilinen 50.yıl parkı 135.000 m² alan içerisinde bulunmaktadır. 4.800 m² gölet alanı bulunan park içerisinde 50.000 m² toplam yeşil alanı ile 3.300 adet ağaç, 35.000 adet çiçek ve 10.000 adet çalı miktarı bulunmaktadır. Park içerisinde toplam 4 adet olmak üzere 1.100 m2 çocuk oyun alanları ile, 200 adet kamelya ( mangalsız ), 25.500 m2 piknik alanı, 400 m2 buz pateni pisti, 10.500 m2 lunapark alanı ile halı saha ve basketbol sahası bulunmaktadır. Parkın iç yollar toplamı ( sert zemin ) 30.000 m2 alan üzerinde olup, 593 araçlık otopark kapasitesi bulunmaktadır. Bunların yanı sıra şehrin kuş bakışı olarak izlenebileceği üzeri kapalı cafe ve çardaklar bulunmaktadır. Park içerisinde modern aydınlatma sistemleri kullanılarak parkın ışıl ışıl bir yer haline gelmesi sağlanmıştır. 120 metre uzunluğunda Türkiye nin en uzun bayrak direği ile Ankara nın çoğu bölgesinden fark edilecek bir proje olması sağlanmıştır.

  GENÇLİK PARKI:Gençlik parkı Ankara daki en büyük lunaparktır. Lunaparka geçebilmek için içerisinden yürünen parkta gençlik parkı olarak geçer. Lunaparka ulaşmadan önce geçtiğimiz park önünde kocaman bir havuzu olan, her tarafı çim bahçe olan, büfelerin ve cafelerin bulunduğu güzel bir mekandır. Havuzun üzerinden geçilen köprülerin özellikle akşam olan görünüşleri can alıcıdır. Lunapark genelde gençlerin bulunduğu ama özellikle bayramlarda ve haftasonu tatillerinde 7den 70e insan dolu olur. Lunaparktaki eğlence makinaları insanların eğlenceli zaman geçirmelerine yardımcı olacak güzel vakit geçirmelerini sağlayacak şekildedir. İki adet dönme dolap vardır bunlardan bir tanesi büyük çaplı birtanesi ise ufaktır. Büyük çaplı olanda Ankarayı izlemek mümkündür. Adrenalin denilen alette iki tane bulunmaktadır. bunlar Ankara yı 4 taraflı izleyebilmek için yapılmış gibidir yani çapraz şekilde yer alırlar. Bunların yanı sıra, lunaparkta asansör, korku tüneli, korku treni, disko gibi aletlerde mevcuttur. Park içerisindeki kafelerde ise yemek yenilip oturulurken lunaparkta eğlenen insanları izlemek çok zevklidir. Tabi bu parkta gürültü biraz fazladır. Hemen park girişinde karakol bulunmaktadır. Girişte karakolu geçtikten sonra uzun bir şekilde yol yürünür ve bu yolun sağında, solunda ve ortasında şekilli fiskıyelerle su şekilleri bulunur. yolun tam bitiminde konser alanı olarakta kullanılan bir bölüm vardır. Bu mekana ulaşmak çok ta basittir. Ankara Ulusta bulunan bu park mekez kızılaya çok yakında bulunur. Araçsız bir şekilde ulaşmak isteyenler her hangi bir otobüsle ulaşabilirler, yürükmek isteyenler kızılaydan on beş dakikalık bir mesafe şeklinde, araçlarıyla ulaşmak isteyenler de çok rahat bir şekilde buraya gidebilirler. Eğlenceli vakit geçirebilmeniz için bir gününüzü gençlik parkına ayırmanızı tavsiye ederim.

 

NATA VEGA: 450.000 m² lik “Alışveriş Vadisi”nin, 265.000m² lik inşaat alanı ve 87.000 m² lik kiralanabilir alanından oluşan Nata Vega Outlet, ziyaretçilerine ferah, keyifli, rahat ve cezbedici bir alışveriş ortamı sunan mimari yapısıyla dikkat çekmektedir. Her türlü ayrıntının ince düşünülerek hesaplandığı Nata Vega Outlet, estetiği ve kolaylığı bir arada sunmaktadır.

 

TUZ GÖLÜ (SALT LAKE): Tuz Gölü yüzölçümü bakımından Türkiye’nin ikinci büyük gölüdür. İç Anadolu Bölgesi’nde Ankara, Konya ve Aksaray illerinin sınırının kesiştiği yerde yer alır. Türkiye’nin tuz ihtiyacinin %60′ından fazlası bu gölden sağlanır. Ayrıca Tuz Gölü Türkiye’nin en sığ gölüdür. Tuz Gölü Lut Gölü’nden sonra %32,9′luk tuz oranıyla Dünyanın en tuzlu ikinci gölü olma özelliğine de sahiptir. Deniz seviyesinden 905 metre yüksekte ve maksimum ölçüleri kuzeyden güneye 80, doğudan batıya ise 50 kilometredir. Çevresinde 3,000,000′a yakın nüfus gücü tutar. Tuz Gölünün Özellikleri Yağış alanı 11.900 km² olan Tuz Gölü, dışarıya akıntısı olmayan kapalı bir havza gölüdür. Yağış alanının genişliğine rağmen beslenme kaynakları zayıftır. Göle su getiren akarsular, yazın suları iyice azalan ya da tamamen kuruyan derelerdir. Bunlar Şereflikoçhisar’dan gelen Peçenek Çayı, Aksaray’dan gelen Melendiz Çayı, güneyden ve batıdan gelen İnsuyu, Karasu, Kırkdelik çaylarıdır. Bunlardan başka Beşşehir Gölünün fazla sularını Konya’nın atık sularıyla beraber Tuz Gölü’ne boşaltan DSİ tahliye kanalı da Tuz Gölü’nün su seviyesinin yükselmesine sebep olmaktadır. Gölün ortalama su seviyesi 40 cm. civarındadır. Ortalama yukseklik seviyesi yağışın arttığı mayıs ayında yaklaşık 110 cm’dir. Ortalama düşük seviye ise ağustos ayında 19 cm kadardır. Tuz oranının fazla oluşu nedeni ile buharlaşma sonucunda kendini gösteren su kaybı önemli tuz tortulaşmasına neden olmaktadır.Yaz sonlarına doğru göl sahasının büyük bir kısmı kalınlığı birkaç cm ile 30 cm arasında değişen tuz tabakası ile örtülü kalır. Bu mevsimde Kaldırım Tuzlası ile karşı kıyı arasında yürümek mümkündür. Dünyanın çok tuzlu göllerinin başında gelen Tuz Gölü’ndeki tuzluluk oranı yaz esnasında daha fazladır. Bu mevsimde tuzluluk oranı şüphesiz daha fazladır ve gölün tuzluluğu binde 329 gibi dikkat çekici bir orana erişmektedir. Kimyasal bileşim itibariyle burada mutfak tuzu (sodyum klorür) karakterinde bir tuzluluk hakimdir ve sodyum klorür oranı, mağnezyum klorür ve sodyum sülfat oranlarından üstündür. Göldeki tuz birikmesi çeşitli faktörlere bağlı bulunmaktadır. Çevrede jips ve tuz tabakaları içeren Oligosen formasyonunun bulunuşu gölün tuzlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Fakat gölün tabanındaki kaynaklardan da tuzlu sular geldiği tespit edilmiştir. Gölün sığ oluşu ve buharlaşmanın şiddetli oluşu tuz birikmesinin diğer faktörleridir. Yazın buharlaşma sonucu tortulanan tuz tabakası makinalarla kazılıp tuzlalarda toplanır. Kaldırım, Kayacık ve Yavşan tuzlaları adı verilen bu tuzlalar önceleri Tekel tarafından işletilirken 2005 yılında özelleştirilmiştir. Tuz Gölü’nden elde edilen tuzu yıkayıp öğüten tuz fabrikaları Şereflikoçhisar ekonomisinin belkemiğini oluşturmaktadır. Tuz Gölü ve çevresi 2001 yılında özel koruma alanı ilân edilmiştir. Tuz Gölü ve çevresi Phoenicopterus rubber olarak adlandırılan flâmingo kolonilerinin ana üreme bölgeleridir. “Anser albifrons” adı verilen Sakarca kazınında ikinci büyük üreme merkezidir. Tuz Gölünün Doğal Yapısı Kışın kapladığı çok geniş su alanı su kuşları için önemli bir kışlama alanı oluşturmaktadır. Tuzlu ortamlara uyum sağlamış olan flamingo, kılıçgaga, angıt ve benzeri kuşların yanı sıra yağmurcunlar, turnalar, yaban kazları ve yaban ördekleri gölde büyük topluluklar halinde yaşamaktadır. Göl çevresinin nispeten ıssız oluşu nedeniyle kuşlar, etraftaki su birikintilerinde, meralarda ve ekili alanlarda rahatça beslenmekte, kışın en soğuk günlerinde dahi donmayan göl sularında yüzebilmektedir. İlkbaharda Göl içinde oluşan adalar ve bataklıklar Bataklık Kırlangıcı (Glareola prantincola), Suna (Tadorna tadorna), Angıt (Tadorna ferruginea), Çamurcun (Anas crecca), Kılıçgaga (Recurvirostra avocetta), Kocagöz (Burhinus oedicnemus) ve martı türlerinin (Larus sp.) kuluçka yapmalarına imkan sağlamaktadır. Bölgede tuzcul stepler ve endemik türlerden oluşan ekolojik açıdan hassas bitki toplulukları bulunmaktadır. Bir ekosistem bütünlüğü arz eden Tuz Gölü ve yakın ilişkide olan çevresindeki göller (Tersakan Gölü, Düden Gölü, Bolluk Gölü, Eşmekaya Gölü, Köpek Gölü, Akgöl) sayısız kuş türü ve özellikle Avrupa’da nesli tükenmekte olan flamingolar (Phoenicopterus ruber) için yaşam alanı niteliğindedir. Tuz Gölü, flamingoların ülkemizdeki en önemli kuluçka alanı olup, Gölün orta kesimlerinde herbiri 5-6 bin yuvadan oluşan dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır.

  DİKMEN VADİSİ: Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara nın en önemli arterlerinden biri olan Dikmen Vadisi ni yepyeni bir görünüme kavuşturdu. Türkiye de uygulanan kentsel dönüşüm projelerinin başlangıcı kabul edilen Dikmen Vadisi Projesi ile gecekondulardan oluşan bölge yeşili bol, sosyal donatıları fazla modern ve çağdaş bir yaşam alanına dönüştü. Yapılan dönüşüm projesi kapsamında son olarak tamamlanan Dikmen Vadisi 3. Etap Projesi içerisinde 1134 adet modern konut bulunuyor. Sosyal donatıları ve rekreasyon alanlarıyla Başkentin göz bebeği haline gelen Dikmen Vadisi 3. Etabı, ışıklandırılmasıyla da kente geceleri ayrı bir görsel zenginlik katıyor. Dikmen Vadisi 3. Etap çalışmasında göze çarpan bir diğer güzellik de yapılan peyzaj uygulaması. 175 bin metrekarelik alana 311 binin üzerinde çalı, 10 binin üzerinde ağaç ve ağaççık ve 6 binin üzerinde de çiçeğin kullanıldığı peyzaj uygulamasında ayrıca 6 bin metrekare üzerinde de havuz alanına yer verildi.

HARİKALAR DİYARI: Avrupa’nın en büyük parkı olan Harikalar Diyarı Ankara nın Sincan ilçesinde bulunmaktadır. 05.10.2004 tarihinde faaliyete geçen bu parkın toplam kullanım alanı 1.320.000 m2 dir. Bu alanın 92.000 m2 sini suni göletler oluşturmakta, bu göletlerin içerisinde Kayıklar ve Su Bisikletleriyle gezmek mümkündür. Toplam yeşil alan 650.000 m2 olup bu alan üzerinde 47.360 adet ağaç, ağaççık ve çalılık dikili, 330.000 m2 sinin ise yürüyüş yolları ve sert zeminden oluşmakla beraber 41.000 m2 lik açık otoparkı mevcuttur. Park genelinde 2 adet büyük, 8 adet küçük Oyuncakistan, 287 adet demir, 267 adet ahşap oturma bankı, 62 adet piknik masası, 22 adet Barbekülü çardak, 764 adet aydınlatma direği, 308 adet projektör, 376 adet metal, 55 adet palyaço figürlü çöp kovası ve 15 adet değiş figürlerde heykel bulunmaktadır. Park içerisinde bulunan Go-Kart, Kaykay Pisti, Model Gemi yüzdürme alanı, Model Uçak Pisti, Model Araba Pisti, Halı Sahalar, Basket Sahaları, Mini Golf Sahaları, Masa Tenisi alanları, Tenis Kortları ve 5000 kişilik oturma kapasiteli Nejat Uygur amfi Tiyatrosu gibi bir çok sportif ve kültürel alanda faaliyeti bir arada yapmanın yanı sıra ailenizle gelip piknik alanlarından faydalanarak parkı Tren ile gezmek mümkündür.

SAKARYA ŞEHİTLİĞİ ZAFER ANITI: Türk Kurtulus savasının dönüm noktası sayılan Sakarya Meydan Muharebesinin cereyan. ettigi son savunma hattı üzerindeki Dua Tepe, Gazi Tepe, Türbe Tepe ve Mangal Dagı’nın agaclandırılması ve anıt yapımı kapsamında öncelikle ele alınan Dua Tepe de Ekim 1999 tarihinde calısmalara baslanıp 20 000 agac ile agaclandırılması ve anıt tamamlanarak 12 Eylül 2000 tarihinde düzenlenen bir törenle hizmete acılmıstır. Dua Tepe deki Anıt, otopark, baglantı yolu, yürüme yolu, tören alanı ve anıt olmak üzere bes ana bölümden meydana gelmistir. Anıt duvarlarında, Dua Tepe deki seksenbir sehidin pirinc harflerle yazılmıs bilgileri bulunmaktadır. Anıtın ve heykellerin yaratıcısı Devlet Sanatcısı heykeltras Metin YURDANUR dur. Anıt simgesel olarak, Anadolu halkının Mustafa Kemal Pasa önderliginde yüzyılların geriye cekilisini tersine cevirerek Dua Tepe de coskun bir ırmak gibi zaferlere ve uygarlıga kosmasını anlatır. Mustafa Kemal in sahlanan atının üzerindeki figürü Türk Milletinin önderi olmaktan duydugu gurur ve mutlulugu ifade etmektedir. Geri plandaki Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın heykelleri emir komuta birligini, Halide Edip Adıvar’ın heykeli ise Türk Kadınının Kurtulus Savasına olan katkısını anlatmaktadır. Atatürk ve yaverinin dürbünle ovayı izledikleri hali ise birazdan kazanılacak olan zaferi ve ardından gelecek bagımsızlıgı umutla bekleyen Türk Ulusunu ifade eder eder. Dua Tepe, Mustafa Kemal Pasa’nın Gazi Tepe’de attan düsmesi sonucu kaburga kemiklerinin kırılmasına ragmen görevini ısrarla sürdürdügü ve bu nedenle Türk’ün azim ve kararlılıgının simgesi olmus bir arazi kesimidir. Anıtta bulunan iki bayraktan biri 38 nci alayın sancagını, digeri ise Türk Bayragını ifade etmektedir. Ayrıca M. Kemal’in sahlanan atının üzerindeki figürü, bircogunun en cok sevdigi oyuncagı ile oynarken yasadıgı mutlulugu ve heyecanı ifade etmektedir. Bu gün önünde gururla durdugumuz bu anıt, cansuyunu 5377 sehidin kanından, dul kalan telli duvaklı gelinlerin, gözünü kırpmadan evlatlarını bu vatana feda eden yaslı anaların, yetim yavruların göz yaslarından alarak filizlenmistir. Tarihin lehimize degistigi gün 22 gün süren Sakarya Muharebelerinde 31 Agustos 1921 günü düsman tarafından ele gecirilen Dua Tepe 3 ncü Yunan Kolordusuna baglı 7 nci Tümenin 23 ncü Piyade Alayı tarafından savunuluyordu, Düsmanın taarruz imkan ve kabiliyetini kaybettigini degerlendiren Baskomutan Mustafa Kemal Pasa genel karsı taarruza kararvermisti, 10 Eylül1921 sabahı (19 ncu gün) saat 01.00 de baslayan ve Dua Tepe üzerinde yogunlasan Türk topcu haz!rlık atesini müteakip, mürettep Kolordu Komutanı Alb. Kazım (ÖZLAP) ln emrine verilen Alb.Şükrü NAiLi (GÖKBERK) komutasındaki 15 nci Tümen ve Alb. Nazif (GÜRMAN) komutasındaki 1 nci Tümen mevzilerinden cıkarak siklet merkeii ile Dua Tepe -Beylikköyü istikametinde taarruza baslamıstı , Tarruz ayrıca Dua Tepe kuzeyinden Yb. Ömer Halis (BIYIKTAY) komutasındaki 23 ncü Tümen ile, demiryolu güneyinden Alb. Hüseyin Nurettin komutasındaki 11.nci Tümeri de is.tirak etmisti. Muharebeıer ögleye dogru bütün mürettep kolordu cephesinde 15 km. lik bir alana yayılmıstı. Türk birliklerinin agır baskısına dayanamayan Dua Tepe deki 7 nci Yunan tümenibirtikteri ögleye dogru cekilmeye baslamıs ve tepe nihayet 14.60 sularında 15 nci Tümenin 38 nci Alayı ve 1 nci Tümenin bir kısım birlikleri tarafından yapılan kanlı süngü hücumları sonunda tekrar ,geri alınmıstı. Türk genel karsr taarruzunun,basladıgl 10 Eylül1921 günü bütün cephe boyunca sadece Dua Tepe ele gecirilebilmisti, Bu Viyana dan baslayan,Ankara ya 40 km, kadar yaklasan ve asırlardır devam eden genel bir geri cekilmenin ilk ciddi ileri hareketiydi. Baskomutan M. Kemal Pasa, Genelkurmay Baskanı Fevzi Pasa ve Cephe Komutanı Ismet Pasa, Dua Tepe nin dogusundaki Tarassut Tepeden (kolordu gözetleme yeri) büyük bir heyecan icinde muharebeleri izliyorlardı.Gögüs gögüse, bogaz bogaza carpısıldıgl bugün istilacı ve fırsat düskünü Yunanlı nın Ankara ya hayalleri, Dua Tepe de Türk iman ve azmi karsısında eriyecek, Türk Milletinin ay-yıldızlı bayragı bu tepeye dikilecekti. O günü, M. Kemal Pasa ile birlikte muharebeyi izleyen Halide Edip Adıvar Türkün Atesle Imtihanı adlı eserinde söyle anlatıyordu: ve ondokuz günden sonra o gün ilk top sesleri batı dan degil,dogu dan duyulmaya baslamıstı. O gün ilk defa süngüler, batı dan dogu ya dogru degil, dogu dan batı ya dogru kosmaya baslamıstı. Mustafa Kemal Pasa nın muharebeyi idare ettigi siperlere girdigimde -Gelin Hanımefendi, harbediyoruz, dedi, . Yüzü, en cok sevdigi oyunu oynayan bir cocuk gibi gülüyordu, Arkasında bir kürk, gögsünde dürbün, elinde bir telefon, karsı tepelerde savasan komutanlarla konusan bir adam, Bana döndü ve heyecanla, Dua Tepe ye hücum ediyoruz, dedi. O sırada telefonda bir tümen komutanının daha sehit oldugu haberini aldı, cok üzülmüstü. Çünkü Sakarya da kaybedilen yedinci tümen komutanıydı.Biraz sonra Duatepe alınmıstı. Üstünde bir tek Türk askerinin, günesin altında, elinde bayrakIa ayakta durdugunu gördüm, İste o an, Türk ün makus talihinin artık degistigini hissettim. Türk istiklal ve hürriyetinin, Türk ordusunun namus ve seref sembolü 38. nci Alayın ay yıldızlı sancagı Dua Tepe de dalgalanıyordu ve artık vatanda tek Türk yasadıkca Türk Bayragı Dua Tepe de ve nicelerinde dalgalanacaktı. Söylendigi gibi, Sakarya bir dönemecti, Hem de büyük bir dönemec. Dua Tepe den itibaren düsmanın Ege Denizi ne dökülünceye kadar kovalandıgı, sonu aydınlık bir sürecin baslangıc noktası idi.

  KRAL MİDAS TÜMÜLÜSÜ: Midas tümülüsü yaklaşık 300 mt’ye varan çapı ve günümüzde 53 mt yüksekliği ile Anadolu ve antik dünyanın 2. yüksek tümülüsüdür.Bin yıllık kütüklerle çevrilmiş alanın ortasında mezar odası bulunuyor. Mezar M.Ö 695-696 yıllarına ait. O dönemde bölgede bulunan yaklaşık 800 yaşında kesildikleri tespit edilen Ladin, Sedir, Porsuk ve Ardıç ağaçlarıyla yapılan ahşap yığma mezarlık günümüze kadar hiç bozulmadan gelebilmiş. Ortamın son derece nemli olmasına rağmen ahşapların çürümeden nasıl bugüne kadar gelebildiği ise gelişen teknolojiye rağmen hala bir sır. İçindeki eşyaların zenginliğinden dolayı efsanevi kral Midas’a ait olduğu düşünülen bu büyüklükteki bir tümülüsün, sonraları, M.Ö. VII.yy başlarında gerçekleşen Kimmer istilasından sonra yapılamayacağı, dolayısıyla Midas’tan önceki bir krala (muhtemelen Gordias’a) ait olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Ankaranın Polatlı İlçesine bağlı Gordiyon (Yassıhöyük) Köyündeki Kral midasın tümülüsü ziyaretçilerini bekliyor.

  SOĞUKUYU KÖYÜ TARİHİ: 13–14. yüzyıllara ait olduğu bilinen tarihi mescitte yakın zamana kadar Soğukkuyu ve civar köylerdeki vatandaşların cuma ve bayram namazlarını birlikte kılıyordu. Tek odalı mescidin tavanı kubbe şeklinde ve at nalı şeklindeki girişi batıda yer alıyor. Kubbe kısmı içten sıvalı tuğlalarla örülen mescidin her duvarda bir adet olmak üzere kemerli nişler ve üzerlerinde yarım daire pandantifler yer almakta. Köşelerde ise Türk üçgeni olarak adlandırılan kubbeye geçiş elemanları yer alıyor. Değişik zamanlarda onarım yapıldığı öğrenilen mescidin kubbe duvarlarının kesiştiği yerlerde yer yer tahrip olmuş ve kiremit rengi boya ile yapılmış bezemeler mevcuttur.

BEYPAZARI YAŞAYAN MÜZE: Ankara nın Beypazarı ilçesinde bulunan Yaşayan Müze, mutlaka görmenizi önerdiğimiz yerlerden biridir. Müze binası 19. Yüzyılda Beypazarı nın ileri gelen tüccarlarından Büyük Abbas Ahmet in oğlu Abbaszade Mustafa Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu yapı günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Beypazarı Yaşayan Müze, dış mimarisinde olduğu gibi iç dekorasyonuyla da sizleri kendi tarihine götürecek ve Osmanlı zamanını yaşatacak. Bu müzede eşyalara dokunmak ve fotoğraf çekmek serbest… Beypazarı Yaşayan Müze de Ebru hat sanatı, ıhlamur baskı, Türk kültüründe kahve, Türk masalları anlatımı ve Hacivat ile Karagöz perde oyunu görebileceğiniz aktiviteler arasındadır. Yaşayan Müze hem yetişkinlere hem de çocuklara büyük bir eğlence mekanıdır. Tarihin izlerini yakından hissedip yaşamak için Beypazarı Yaşayan Müze ye mutlaka gitmenizi öneririz.

  ELMADAĞ KAYAK MERKEZİ: Elmadağ kayak merkezinin Ankara şehir merkezine uzaklığı 18 km. Elmadağ kayak merkezinde, ODTÜ-Hacettepe-Ankara Üniversitesi- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne ait kayak evi ile otel ve şahıslara ait iki restoran bulunuyor. Elmadağ kayak merkezinde 548 metre uzunluğunda 720 kişilik bir adet teleski bulunuyor. Elmadağ kayak merkezine ulaşım üniversite araçları ve özel imkanlarla sağlanabiliyor. Elmadağ kayak merkezinde kayak sezonu ocak ayında başlıyor ve mart ayına kadar sürüyor. Elmadağ kayak merkezinde kar kalınlığı 30-60 cm. yi buluyor. Elmadağ kayak merkezinden şehre yakın olması nedeniyle genelde günübirlik faydalanılıyor. Elmadağ kayak merkezi orta ve kolay pistleri ile her düzeyde kayakçıya kayak yapma imkanı veriyor.

  TUNUS CADDESİ:Ankara nın en popüler yerlerindendir. Her zaman bir hareketlilik vardır. En önemli özelliklerinden birisi aracınızı bir yere parkedip yürümenin keyfini çıkarabilirsiniz. Akşamları hemen her yer açıktır. Akün ve Şinasi Sahneleri çok popülerdir. Biletleri önceden almanız gerekir. Çağdaş Sanatlar Merkezi ne hemen uğrayıp ne var diye bakabilirsiniz. Kuğulu Park a gidebilirsiniz. İster alışverişinizi yapabilir, ister kitap alabilir, ister yemek yiyebilir, ister tiyatroya gidebilir, ister bir kafede ya da barda vakit geçirebilir, arkadaşlarınızla buluşabilir, kısacası aklınıza ne gelirse yapabilirsiniz. Yani bugün ne yapsam diyorsanız gözünüz kapalı buralara kendinizi atabilirsiniz. Mutlaka bir şeyler bulursunuz. Yurt dışından misafirleriniz varsa Tunalı Caddesi konaklama ve otelden çıkar çıkmaz her mevsim yürüyüş mesafesinde güzel bir çevrede vakit geçirebilme ve ihtiyaçların alınabilmesi açısından süperdir.

  GÜVENPARK HEYKELİ: Güvenpark Anıtı (Güvenlik Anıtı – Emniyet Abidesi) , Ankara Kızılay Meydanında Güvenpark içerisinde bulunan Türk ulusunun polis ve jandarmaya olan güvenini , Atatürk ün Kurtuluş Savaşı nda ve İnkılap hareketlerinde beraber bulunduğu arkadaşlarını temsil eden heykeller ve insan zekasını, çiftçinin tarım çalışmalarını betimleyen kabartmaların yer aldığı anıttır. Cumhuriyet yönetiminin kamu yapılarını konutlarını ve çevresini planlayan Avusturyalı mimar C. Holzmeister , Kızılay Meydanında bir park ve anıt önermesiyle yapımına başlanmıştır. Bronzdan yapılan heykeller Avusturya da Viyana Erdberg dökümhanesinde gerçekleştirilmiştir. Mamak taşı kullanılan kaide üzerindeki kabartmalar Türkiye de yapılmıştır. Anıtın taş kısımlarında Franz Wirt, Triberer ve Anton Hanak ın diğer öğrencileri ile Türk ustaları çalışmıştır. Anton Hanak tarafından başlanan anıt Hanak ın 6 Ocak 1934 yılında ölümü üzerine anıtı tamamlama işi verilen Joseph Thorak tarafından 1935 yılında tamamlanmıştır.1 Anıtın kaidesi 37 metre uzunluğu, orta blok 8 metre, yan kanatlar 2 metre, bronz figürlerin boyu 6 metredir. Anıtın kaidsesinde Atatürk ün Türk, Öğün, Çalış, Güven özdeyişi yazar.

  ANKARA ZAFER ANITI: Ankara Zafer Anıtı, Ankara da Ulus Meydanında Kurtuluş Savaşı kahramanlarının anısına Yenigün Gazetesi öncülüğünde Türk halkı tarafından cumhuriyetin ilk yıllarında yaptırılmış anıt. “Yenigün” adıyla da bilinen anıt. Anıtkabir inşa edilinceye kadar, Ankara’nın devlet merasimlerinin yapıldığı resmi olmayan simgesi olarak işlev görmüştür. Türk Hükümetince açılan uluslararası yarışmada birinci olan Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel e 1925 yılında sipariş edilen heykel, sanatçının Türkiye de sipariş edilen en kapsamlı çalışmasıdır2 Eser, Viyana da Birleşik Maden İşletmelerinde döktürüldü ve 24 Kasım 1927 tarihinde Ulus Meydanı ndaki Sümerbank Genel Müdürlük Binası önüne yerleştirildi. Açılışını, Meclis Başkanı Kazım Paşa yaptı. Başbakan İsmet Paşa’nın da katıldığı törende başkonuşmacı, projeye önayak olan Yunus Nadi idi. Anıt, daha sonra meydan genişletme çalışmaları sırasında ilk yeri değiştirilerek bugünkü yerine taşınmıştır. Atatürk, anıtta asker kıyafetleri içinde, -adını zafer kazanılan savaşın yapıldığı meydandan alan – “Sakarya” isimli atının üzerinde gösterilmiştir. Başkumandan, at üzerinde hücuma geçmiş bir asker olarak geleneksel pozda değil ileriyi gören bir önder olarak canlandırılır.2 Kaide üzerindeki kabartmalarda Türk halkının kökeni, kazandığı Kurtuluş Savaşı, Atatürk ün Ankara ya gelişi gibi konular anlatılmıştır. Anıtın dört yanına taş kaideler üzerine bronz dökümden üç figür bulunur. Bunların ikisi ülkesini koruyan ve gözeten Mehmetciği, diğer biri ise Türk kadınını, halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen mermi taşıyan kadın anayı simgeler. Bu karakterler halkın Kurtuluş Savaşı sırasındaki milli birliğini ve dayanışmasını temsil etmektedir. Kaide üzerinde yer alan ve anıtı izah eden dört kitabe, Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşuna ilişkin askeri ve siyasi koşulları hatırlatır. Kaideyi çeviren kuşak üzerinde Atatürk ün şu vecizesi alıntılanmıştır: “Türk Milleti, muzaffer istihlâs ve istiklâl cidalini ve muazzam asrî inkılâplarını, en mânidar bir remz ile, en iyi ifade edebilecek şekli, yukarki hakiki timsalde bulur. Başkumandan Gazi Mustafa Kemal” Kaidenin ön tarafında Namık Kemal in Vatan Mersiyesi’nden Atatürk ün hafifçe değiştirerek alıntıladığı bir satır yer alır: “Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.” Sağ tarafında Düşman ordusunu vatanın harimi ismetinde boğarak, behemahal naili halâs ve istiklâl olacağız. 6 Ağustos 1919″ vecizes sol tarafında “Düşmanın anâsırı asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri. 1 Eylül 1922.” nidâsı bulunmaktadır.

 

  LALA MUSTAFA PAŞA KÜLLİYESİ: Külliye cami, imaret ve han olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Cami çarşı içinde geniş bir alanı kaplayan külliyenin bir bölümünü teşkil etmektedir. 1576 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye bazı kaynaklarda Mimar Sinan’ın eserleri arasında geçmektedir.

 

 

  GAVURKALE: Ankara’nın 60 kilometre güneybatısındadır. Yanında akmakta olan Babayakup Deresinin tabanından 60 metre yüksekte olan tepe, uzun süren bir yerleşmeye sahne olmuştur. Tepeye buradaki eski yıkık duvarlar nedeniyle Gavurkale adı verilmiştir. Gavurkale, bir tepe üzerindeki dik kayaların güneye bakan yüzünde yer alan birbiri ardına yürüyen iki tanrı, karşılarında oturan bir tanrıça kabartması ve bu kayalığın çevresindeki iri bloklardan oluşan duvarlar ile dikkati çekmiştir. Söz konusu kaya kabartmaları Hititlere özgü eserlerden olup, Anadolu’nun değişik yerlerinde bulunan benzer anıtlardan sadece birisidir. Yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda buranın surlarla çevrili önemli bir merkez olduğu anlaşılmıştır. Önceleri yalnızca Hititlerin ibadet yeri olarak bilinen Gavurkale’ de önemli Frig yerleşiminin olduğu da anlaşılmış, burası 1930 yılındaki çalışmalar sırasında bizzat Atatürk tarafından ziyaret edilmiştir. Daha sonraki yıllarda çevresinde çeşitli yüzey araştırmaları yapılmış olan Gavurkale’de 1998 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi Başkanlığında kazı çalışmalarına da başlanmıştır.

  KIZILCAHAMAM KAPLICALARI: Kızılcahamam ın en büyük özelliği, 4 farklı türde suya sahip olması. Termal, menba, maden ve içme suyunu birarada kullanan ilçe, belki de bu yöneyle dünyada tek. Muhteşem doğası nedeniyle ise, birçokları Kızılcahamam ı Ankara nın akciğeri olarak tanımlıyor. Osmanlı döneminde şifalı sularıyla meşhur Kızılcahamam, şu anda da Türkiye nin en önemli sağlık turizmi merkezlerinden biri. İnsanların su diye inledikleri bir dünyada 4 ayrı sudan doyasıya faydalanan belkide tek bölge. Başkent e yakınlığı ise Kızılcahamam ın ayrı bir avantajı. Siyasilerin, işadamlarının bir çok konuda mekan tuttukları Kızılcahamam, şimdilerde bir kongre şehri olma yolunda. İlçe nin dört bir yanına yapılan tatil köyleri ve turistik tesisler, Kızılcahamam ı çok kısa sürede vazgeçilmez hale getirecek. İlçe de geleceğe yönelik ümitli bekleyişler varken, köyler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. İlçe ye bağlı 110 köyden sadece 8 inin yolu var. Ankara nın akciğeri Kızılcahamam, çevresi ormanlarla kaplı olan, 16 bin kişinin yaşadığı çok şirin bir ilçe. Yaz mevsiminde nüfus 50 binlere dayanıyor. Özellikle Ankara da yaşayan Kızılcahamam lılar, havalar ısındığında soluğu Kızılcahamamdaki yazlık evlerinde alıyorlar. Birçoğu, Kızılcahamam ı Ankara nın akciğeri olarak tanımlıyor. Başkent e 80 kilometre mesafede olan ilçe temiz havası, şifalı sularıyla herkese şifa dağıtıyor. İlçe nin hemen kıyısında bulunan Soğuksu Milli Parkı, her hafta binlerce insanı ağırlıyor. Milli Park, özellikle hafta sonlarında, Ankara dan gelerek piknik yapanlarla dolu. Karacaören Köyü civarında yapımı devam eden spor tesisleri, ilçeyi spor kulüpleri için önemli bir kamp merkezi haline getirecek. Şu anda yapımı devam eden 4 ayrı tesisiyle, spor turizminde Abant la rekabet edilmesi düşünülüyor. Asya Tatil Köyü Kızılcahamam ın ileriye dönük ümitli bekleyişlerindeki en önemli sebebler şüphesiz dörtbir yanda yükselen tatil köyleri. Şu anda 5 ayrı tatil köyü yapılıyor. En önemlisi ise Asya Tatil Köyü. 500 yatak kapasitesine sahip olacak Asya Tatil Köyü, tamamlandığında ilçede bulunan 400 kişiye de iş istihamı sağlayacak. Diğer tatil köyleriyle birlikte 2 yıl içinde Kızılcahamam daki turizm yatak kapasitesi 960 tan 3 bine yükselecek. Kızılcahamam Belediye Başkanı Salih Öztürk, heyecanla anlattığı tatil köyleri için “İşte bacasız sanayi. İlçemizde fabrika yapılmasına izin vermiyoruz. Çünkü bacasızı varken bacalı faprikaları ne yapalım.” diyor. Asya Finans tarafından yapılacak olan olan Asya Tatil Köyü, Başkan Öztürk ün en büyük hayallerinden biri. Öztürk, “Asya Tatil Köyü yle ilçemiz apayrı bir görünüm kazanacak. Turizm yatırımları tamamlandığında ilçemiz tanınamayacak hale gelecek” şeklinde konuşuyor. 4 çeşit su Kızılcahamam ın en büyük özelliği 4 farklı türde suyu sahip olması. Termal, menba, maden ve normal suya sahip olan ilçe, bu yönüyle belki de dünyada tek. Termal su, ilçedeki kaplica ve hamamlarda kullanılıyor. Heryıl yüzbinlerce insan bu sulardan şifa bulmak için Kızılcahamam a akın ediyor. Termal su ayrıca, şu anda ilçededeki 2 bin 200 konutun ısınma sorununu çözüyor. Yapılan çalışmalar neticesinde ilçenin tümünün jeotermal ısıyla ısıtılması düşünülüyor. Menba suları, belediye tarafından özel şirketlere kiralanan tesislerde ambalajlanıp Türkiye nin dörtbir yerinde tüketiliyor. Maden suları da belediye tarafından işletilen tesislerde ambalajlanıp satılıyor. Farklı türdeki sular, belediyeye önemli bir kaynak oluşturuyor. İçme suyu sıkıntısı İlçe de değişik türdeki suları kullanan vatandaşlar, içme suyunun yeterli olmamasından yakınıyor. İlçe nin çevresinde 5 ayrı baraj olmasına rağmen, içme suyu belediye tarafından kazılan kuyulardan karşılanıyor. Vatandaşların sık sık suların kesildiğini ve suların sağlıksız olduğunu savunmasına karşılık Belediye Başkanı Salih Öztürk, bu iddiaları kabul etmiyor. İlçe deki içme sularının yeterli dercede olduğunu belirten Başkan Öztürk, “Ama şu bir gerçekki, çevremiz barajlarla dolu olmasına rağmen hiçbirinden faydalanamıyoruz. Ankara bütün suları alıyor, biz ise burda kuyulardan su içmek zorunda kalıyoruz. Fakat ASKİ ile görüşmelere devam ediyoruz. Yakında barajlardan su almayı düşünüyoruz” diye konuşuyor. Hizmet özel sektörden Kızılcahamamlılar, her ne kadar Ankara ya 80 kilometre mesafede olsalar da devletten yeterli hizmeti alamamaktan yakınıyorlar. Birçokları gibi Kızılcahamamlılar da, özellikle siyasilerden dert yanıyorlar. İşçi emeklisi Erdal İnci, “İlçedeki siyasi parti temsilcileri ilçe menfaatleri için biraraya gelemiyorlar. Halbuki, öncelikle ilçe menfaatleri gözetilse, bir çok konuda başarılı olunur.” diyor. Kızılcahamam ın kendine özgü zenginlikleri nedeniyle özel sektör tarafından keşfedildiğini belirten İnci, yeterli ilgi için gerekli tanıtımın yapılması gerektiğini kaydediyor. Otoban esnafa darbe Ankara—İstanbul Karayolu nun üstünde bulunan Kızılcahamam, yeni yapılan otobanla büyük bir darbe yemiş durumda. Çünkü otoban, ilçenin kilometrelerce uzağından geçiyor ve eski yoldan önceleri günde 5 bin araç geçerken, bugün bu sayı 500 ün altına düşmüş. “Otoban bize büyük darbe vurdu. Zaten esnaf olarak darboğazdaydık, şimdi çok kötü durumdayız” diyen Lokantacı Durmuş Ali Akman, turizm alanındaki gelişmelerin kendilerini ümitlendirdiğini söylüyor. Kuyumcu Mehmet Öztürk ise, ilçedeki altyapı sorunlarına değinerek, “Kızılcahamam hergün büyüyor, gelişiyor. Buna paralel olarak ilçedeki altyapı sorunlarının çözülmesi ve ileriye dönük bu yönde yatırımlar yapılması gerekir” diyor. Köyler kan ağlıyor Kızılcahamam daki gelişmeler geleceğe yönelik ümitli bekleyişlere dönerken, ilçeye bağlı 110 köy için aynı şeyi söylemek çok zor. Öyle ki, 110 köyden sadece 8 inin yolu var. Bir çoğu içme su sorununu çözememiş. Aşırı göç, köy nüfuslarının hergün azalmasına neden oluyor. Şimdilerde birçoğu, yaşlı ve kimsesiz insanlarla dolu. Gençler daha çok Ankara ya yerleşmişler. Eskiden köylerde çiftçilik ve hayvancılık yapılırmış. Türkiye nin bir çok yerinde çiftçilerin yaşadığı sorunlar, Kızılcahamam köylerinde de fazlasıyla yaşanıyor. Köylünün zekası! İşçi emeklisi Erdal İnci anlatıyor: “Biz köylüler çok akıllıyızdır. Bir zamanlar ilçeye zamanın enerji bakanı geliyordu. Bizim köyün yanından geçeceğini duyunca, birşeyler yapıp bakanı yolda durdurmak ve sorunlarımızı anlatmak istedik. Bakanın geçeceği saatlerde köyün kıyısında bir koyun sürüsü duruyordu. Sürüde bulunan 15—20 koyunu tuttuk, tam bakan geçerken koyunları göstererek, keseceğimizi ve bakanın durmasını istedik. Bakan da durdu. Biz de elimizde bulunan bütün koyunları kestik. Bakan kendisine gösterilen bu ilgiyi görünce, hemen halimizi—hatırımızı sordu. Biz de bütün sorunlarımızı sıraladık. Bakan da bize yardımcı oldu. Daha sonda kestiğimiz koyunları hepsini götürüp kasapta sattık, parasını da sahibine verdik. Yani Selamsız bandosu gibi bir hikaye. Ama biz başarılı olduk” Anadolu efsanesi Kızılcahamam da her Anadolu yöresinde olduğu gibi dilden dile dolaşan yüzyıllar ötesinden bugüne gelen efsaneler de var. İşte Anadolu isminin doğduğu olay olarak kabul edilen bir efsane: Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat ın ordusu, bir sefer sırasında Kızılcahamam ın Taşlışeyhler Köyü nün yamaçlarında ordugah kurarlar ve dinlenmek için orada konaklarlar. Köylüler, Bizanslılarla savaştan dolayı fakirlik içerisindedirler. Bir yandan Sultan Alaaddin e ve askerlere hoş geldiniz der, bir yandan da ellerinde ne varsa ikram etmek isterler. İşte o anda ufukta Kırmızı Ebe denilen bir kadın beliriverir. Elindeki ayran bakracıyla birlikte askerlerin arasına gelen Kırmızı Ebe, elindeki bakracı orda bulunan taş bir oluğa döker. Askerler manga manga, bölük bölük oluğun başına gelirler. Hem doyasıya içerler ayrandan, hem de mataralarını doldururlar. Ayran bitmek tükenmek bilmez. İhtiyar Ana, doldurun yiğitlerim der. Matarasını dolduran her akıncı, ana yeter, ana dolu derler. O gün bugündür Türkiye topraklarının bulunduğu coğrafyaya Anadolu denilir.

 

  HAVA MÜZESİ:Türkiye Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olan Hava Müzesi, havacılık tarihinin tanıtılması amacı ile kurulmuştur. Müzede Türk ve dünya havacılığı ile ilgili gelişmeler kronolojik olarak belgeler, maketler ve fotoğraflar ile sergilenmiştir. Ayrıca ilk uçaklar da bu müzede yer almaktadır. Cumhuriyet dönemi pilot giysileri, uçuş ekipmanları da sergilenmektedir. Müzede, Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’e ait özel bir köşe de bulunmaktadır.

 

 

  ÇANKAYA KÖŞKÜ:Çankaya Köşkü, Türkiye nin başkenti Ankara da bulunan, Türkiye cumhurbaşkanlarının ikamet ettiği komplekstir. Çankaya Köşkü, Ankara nın merkezi olan Kızılay Meydanı nın yaklaşık 5 kilometre güneyindedir ve rakımı 1.071 metredir. Çankaya Köşkü 1,77 km² büyüklüğünde bol ağaçlı ve halka kapalı bir alan üzerinde kuruludur.

 

 

 

  HİTİT GÜNEŞ KURSU ANITI: Hitit Güneş Kursu Anıtı, 1978 yılında heykeltraş Nusret Suman tarafından gerçekleştirilen ve Sıhhiye Meydanı na konulan anıt.1 Alacahöyük teki kazılarda ele geçirilmiş bir Hatti eserinin kopyasıdır. 1973 te belediye başkanı Vedat Dalokay tarafından şehrin sembolü yapılmıştır. Hatti krallarının mezarlarından çıkan Hitit Güneş Kursu örnekleri Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görülebilir.

 

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ: Atatürk, kazandığı eşsiz zaferlerle ülkeyi bağımsızlığa kavuşturduktan sonra, başta ekonomi olmak üzere diğer alanlarda da ülkesinin kalkınmasına ve ilerlemesine yönelik düşünce ve görüşlerini ortaya koymuş ve bunlarım yaşama geçirmek için çaba sarf etmiştir.

Ulu önder, eşsiz insan Atatürk; “Milli ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermeliyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Fakat bu hayati işi isabetle amaca ulaştırabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayalı bir tarım siyaseti uygulamak ve onun içinde her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek uygulayabileceği bir tarım rejimin kurmak lazımdır” görüş ve direktifleri ile tarımın ve tarımsal kalkınmanın Türkiye ekonomisindeki yerini ve önemini vurguluyordu.

Tüm yaşamı boyunca en ufak bir sapma olmaksızın inandığı , değer verdiği felsefesi , yeşile olan tutkusu ve özlemi “Yeşili görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki kör bir insan dahi yeşillikler arsında olduğunu fark etsin” düşüncesi Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulmasında en önemli etken olmuştur. Ayrıca Atatürk Orman Çiftliğinin kuruluşuna, özel bir neden de bozkır ortasına kurulmuş Başkent Ankara halkının rahatlıkla gezebileceği, nefes alacağı, yaz, kış yeşil kalabilecek bir cennet, bir doğa güzelliği yaratma arzusu ve özlemidir. İste bu kararını gerçekleştirmek üzere 1925 yılının ilkbaharında, ülkenin tanınmış tarımcılarını köşke çağırtarak, Ankara civarında modern bir çiftlik kurmak istediğini söyler ve bu amaca uygun bir arazi bulmaları emrini verir. Bu uzmanlar arasında bulunan bir tarımcımız o günkü anılarını şu şekilde aktarmaktadır. “Çiftlik yeri için öyle uzun boylu dolaşmaya ve Ankara’nın çevresinde başka doğal özellikler araştırmaya gerek görmemiştik. Sebepte basitti. Kıraç bir bozkırın ortasında bir orta çağ şehri. Ağaç yok, Su yok, hiç bir şey yok. Böyle bir noktada hazırlanmış ve uygun koşullar taşıyan yerler nasıl bulunabilir “. “İncelemelerimiz bittiği zaman sonucu büyük Şefe arz ettik. Kendileri elleri ile bu günkü çiftlik yerinin bulunduğu yeri işaret ettiler ve sordular. -“Burayı gezdiniz mi? -“Buranın bir çiftlik kurulması için gerekli olan niteliklerin hiç birini taşımadığını, bataklık, çorak, fakir bir yer olduğu hakkındaki ortak kanaatimizi söyledik. Atatürk’ün bize cevabı şu olmuştur. ” -“İste istedim yer böyle olmalıdır. Ankara’nın kenarında hem batak, hem çorak hem de fena bir yer. Burayı biz ıslah etmezsek kim gelip ıslah edecektir? Görülüyor ki Atatürk, tarım uzmanlarından en iyi toprak değil, en kötü toprak raporunu alabilmek için faydalanmıştır. Onun aradığı bir çiftlik arazisi değil, büyük yurt yapısını kurarken, insan ile toprak arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkiden doğan denklemi, şartların hemen hiç uygun olmadığı bir noktada dahi halletmenin mümkün olduğunu kanıtlamaktı.

Atatürk Orman Çiftliği’nin şimdiki yerini seçtiği zaman, arazinin verim durumu hakkında yerli ve yabancı uzmanların görüşünü istemişti. Davet edilen uzmanların verdikleri raporlar içinde bu topraklar üzerinde her hangi bir tarım faaliyetinin yapılamayacağını iddia edenler olduğu gibi , bu toprakların sıkı bir mücadele ile ıslah edilebileceğini söyleyenlerde vardı. Tarım bakanlığı uzmanlarından Schmit, Orman Çiftliği arazisinde tarım imkanları hakkında verdiği raporda “Bu öyle bir teşebbüstür ki, elverişsiz toprak ve iklim koşulları altında burada ya sabır tükenir, yahut ta para” demiştir. Uzmanların bu olumsuz görüşleri, O’ nun Ankara’da bir çiftlik kurma konusundaki azmini azaltacak yerde daha da pekiştirmeye hizmet etmiş olmuştur.

Atatürk ağaç bile yetişmeyen bir yerde insanın nasıl yaşayabileceğini kendi kendilerine soran ve Ankara’nın devlet merkezi (Başkent) oluşunu affedilmez bir hata sayan insanlara yepyeni bir mucize daha göstermek istiyordu. O, bu şekilde aynı zamanda hem Türkiye tarımına modern bir çiftliğin örnek yöntemlerini hediye etmek, hem de bazı durumlarda ilmin dahi gerçekleşmesini mümkün görmediği girişimlerinde gerçekleştirilebileceğini kanıtlamak gibi çok önemli bir teşebbüste bulunuyordu.

KOCAHAN: 595 de tamamlanmış. Planı müstatil (dikdörtgen) şeklindedir. Sıkdörtgen planlı uzunluğunda bir yapıdır. Dış duvarlar moloz, iri taş, kireç harçlı, derzleri sıvasız kargirdir. Moloz taşların arası yatay ve dikey olarak düzgün bir şekilde konmuş tuğlalarla sıkıştırılmış ve kum ve küçük çakıllı harçla tutturulmuştur. Kapı dairevi geniş ve uzunca bir tonozdur. Tonozun içinde iki yanında sivri kemerli iki tonoz daha uzanırki, buraları depo olarak kullanılmaktadır. Tonozun iç tarafında, kesme, kırmızı köfeki taşı, dairevi bir kemer vardır. Kemerin dışarıya bakan yüzünde takriben 0.20 x 0.23 lük ve 18 delikli bir nal tesbit edilmiştir. İçi dört duvarla çevrili geniş ve uzun bir avludur. Duvarda kısa fasılalarla, önü yukarıya kadar açık ocak yerleri vardır. 46 odadan ibaret olduğu 46 adet baca yerinden anlaşılan bu hanın çatısı yıkılmış olup halen duvarları mevcuttur. Kapladığı yer 3000 m² dir. Bu duvarların iç tarafına, içe meyilli saç kaplı, basit bir ahşap sundurma avluyu fırdolayı çevirecek şekilde yapılmıştır. Yapının yan tarafında bulunduğu söylenen kitabesi 1944 zelzelesinde düşmüş ve parçalanmıştır.. ”

  KURTULUŞ PARKI: Kurtuluş Parkı, Ankara nın en tanınan parklarından biridir. Kurtuluş Mahallesi nde yer alır.

 

 

 

 

  AYAŞ İÇMESİ VE KAPLICASI: Ayaş Kaplıcası, kaplıca alanı, Ankara İlinin kuzeybatısında yer alan Ayaş İlçesine yaklaşık olarak 23 km. mesafede bulunmaktadır ve kaplıca alanı deniz seviyesinden yüksekliği 690 metredir. Kaplıca alanında İç Anadolu Bölgesinin yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı olan genel iklim özellikleri görülmektedir.

Şifa Özelliği: Kaplıca, hekim kontrolünde banyo uygulamaları seklinde ortopedik ve nörolojik sekellerin rehabilitasyonunda, kronik dönemdeki romatizmal hastalıkların rehabilitasyonunda içme uygulamaları seklinde mide barsak sisteminin fonksiyonel rahatsızlıklarında, safra kesesinin fonksiyonel rahatsızlıklarında tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır.

Su Özellikleri:

Kaplıcaların kimyasal Özellikler: sülfatli mineralli su, Sodyum, kalsiyum, magnezyum, demir-aliminyum içermektedir.

Kimyasal Özellikler: Ph:8.06 İletkenlik 754 Sıcaklık: 30,5 -51 ºC

  ALTINPARK: Altınpark, Ankara ili nin Altındağ ilçesinin Aydınlıkevler semtinde bulunan, 640 bin m² bir alan üzerinde, %85 ini yeşil alan ve gölet düzenlemeleri, %15 ini de yapılar ve meydanların oluşturduğu Ankara nın en büyük rekreasyon alanlarından biridir. 1977 yılına kadar golf kulübü olarak kullanılan bu alana 1985 yılında açılan yarışmada birinci gelen projenin uygulanması ile bugünkü Altınpark ortaya çıkmıştır

 

  GÖKSÜ PARKI: Susuz Göleti nin yeniden düzenlenmesiyle oluşturulan Göksu Park ta 550 bin metrekarelik alan içinde 127 bin metrekare büyüklüğünde göl bulunuyor Göl çevresinde yapılan kıyı düzenlemeleri rekreasyon alanındaki doğal güzelliğe sosyal ve sportif bir renk katıyor Ahşap platform iskeleler, seyir fenerleri, 2 balık tutma iskelesi, su sporları tesisleri, göl içinde 400 metrekarelik bir gösteri platformu, 500 aile için piknik masaları ve barbekü, vatandaşların gölde 45 er dakika dolaşmalarını sağlayacak bir Nehir Gemisi de bulunan Göksu Park ta, ray uzunluğu 550 metre olan Dağ Kızağı ve ray uzunluğu 2 kilometre olan Gezinti Treni de hizmet veriyor Göl restoranlarının da yer aldığı Göksu Park ta 2 bin 500 araçlık otopark, bisiklet ve yürüyüş yolları, açık hava tiyatrosu, basketbol, voleybol, mini futbol ve tenis sahaları gibi tesisler de vardır.

 

 

  ANKARA KALESİ: Frigya Kralı Midas tarafından M.Ö. sekizinci asırda yaptırılan kalenin Galatlar, Romalılar, Bizanslılar ve İslam orduları tarafından genişletildiği, Selçuklular tarafından tamir edildiği biliniyor. Kalede Hititlere ait eserlerin bulunuşu, Hititler zamanında yapıldığına işarettir. Eshab-ı kirama ait çok sayıda kabirlerin bulunduğu, fakat zamanla izlerinin kaybolduğu tahmin edilmektedir. Ankara kalesinin iki burcu vardır. Kuzeydeki burç kısmen tamir görmüştür. Burada Türk bayrağı dalgalanır. Güneydeki burç ise tamire muhtaçtır. Kaleden Ankara şehrinin yüzde doksanını seyretmek mümkündür.

  GÜVEN PARK ANITI: Güvenpark Anıtı (Güvenlik Anıtı – Emniyet Abidesi) , Ankara Kızılay Meydanında Güvenpark içerisinde bulunan Türk ulusunun polis ve jandarmaya olan güvenini , Atatürk ün Kurtuluş Savaşı nda ve İnkılap hareketlerinde beraber bulunduğu arkadaşlarını temsil eden heykeller ve insan zekasını, çiftçinin tarım çalışmalarını betimleyen kabartmaların yer aldığı anıttır. Cumhuriyet yönetiminin kamu yapılarını konutlarını ve çevresini planlayan Avusturyalı mimar C. Holzmeister , Kızılay Meydanında bir park ve anıt önermesiyle yapımına başlanmıştır. Bronzdan yapılan heykeller Avusturya da Viyana Erdberg dökümhanesinde gerçekleştirilmiştir. Mamak taşı kullanılan kaide üzerindeki kabartmalar Türkiye de yapılmıştır. Anıtın taş kısımlarında Franz Wirt, Triberer ve Anton Hanak ın diğer öğrencileri ile Türk ustaları çalışmıştır. Anton Hanak tarafından başlanan anıt Hanak ın 6 Ocak 1934 yılında ölümü üzerine anıtı tamamlama işi verilen Joseph Thorak tarafından 1935 yılında tamamlanmıştır.1 Anıtın kaidesi 37 metre uzunluğu, orta blok 8 metre, yan kanatlar 2 metre, bronz figürlerin boyu 6 metredir.

ROMA HAMAMI: Ankara Roma Hamamı, Ulus Meydanı’ndan Yıldırım Beyazit Meydanına uzanan Çankırı Caddesi üzerinde yer alır, 3. yüzyılda Septimius Severus un oğlu Roma İmparatoru Caracalla tarafından Sağlık Tanrısı Asklepios adına yapılmıştır.1234 Parasal desteği kentin zenginlerinden Tiberius Iulius Iustinianus sağlamıştır.5 Bugün Roma Hamamı olarak adlandırılan bu platformun bir höyük olduğu, en üstte Roma Çağı (Kısmen Bizans ve Selçuk katları), onun altında Frig Devri yerleşmesinin kalıntıları tespit edilmiştir. Höyük altında kalan taş kalıntılar çok iyi bir şekilde korunduğundan yapının planı anlaşılabilecek durumdadır. Buna göre yapının bir taşra kenti hamamından çok İmparatorluk standartlarına göre yapıldığı anlaşılmaktadır. Hamam 80 x 130 m. boyutunda, taş ve tuğladan yapılmıştır. Çankırı Caddesindeki girişi ile, sütunlu bir revak kalıntısının çevrelediği geniş bir alana yayılan ve Palaestra denilen beden eğitimi ve güreş yapılan yere girilmektedir. Bu kısmın sağ tarafında yer alan sütunlu yolun üzerinde dört köşeli ve yuvarlak birçok yazılı sütun bulunmaktadır. Spor alanının hemen arkasında phirigidarium (soğukluk) kısmı, solunda ise kenarlarında oturma basamakları bulunan piscina (yüzme havuzu) ile apoditarium (soyunma yeri), sağda yuvarlak tuğludan yapılmış sütun parçaları bulunan soğukluk yer almaktadır. İkinci sırada bulunan tepidarium (ılıklık) kısmında yine yuvarlak tuğladan sütun parçaları bulunmaktadır. Yıkanma odaları bu sütunların üzerinde bulunmaktaymış. Caldarium (sıcaklık) kısmı ise hamamın en arka kısmında yer almakta olup, 12 adet külhanı bulunmaktadır. Ilıklık ve sıcaklık kısımlarının diğer bölümlerden daha geniş olmalarının nedeni Ankara nın çok soğuk kış şartlarına bağlanmalıdır. Bunlar, etrafında ocaktan gelen sıcak havanın rahatça dolaştığı tuğla sütunlardan oluşan bir yer altı ısıtma tesisatı ile desteklenir ve yukarıda bulunan odalar da bu şekilde ısınırlardı. VII. yüzyılda geçirdiği bir yangın sonucu tahrip olan yapının, kazılar sırasında ele geçen sikkelerden, yaklaşık beşyüz yıllık bir süre ile kullanıldığı ve zaman zaman onarıldığı anlaşılmaktadır. 1938-1943 yılları arasında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan arkeolojik kazılarda, hamamın soyunma ve yıkanma kısımları ile yer altındaki külhan ve servis yolları ortaya çıkarılmıştır.

  ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ: Cumhuriyetin ilk senelerinde Hitit Müzesi olarak kurulan bu müze daha sonra Arkeoloji Medeniyetleri Müzesi oldu. 1967de zenginleştirilerek Anadolu Medeniyetleri Müzesi olmuştur. Anadolunun muhtelif bölgelerindeki kazılarda ele geçen eserler burada sergilenmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ