Ağrı’da Görülmesi Gereken Tarihi Mekanlar

  • 04 Mart 2014
  • 908 kez görüntülendi.
Ağrı’da Görülmesi Gereken Tarihi Mekanlar

İSHAK PAŞA SARAYI: 

Ağrı ilinin Ağrı Dağından sonra en çok ilgi çeken yeri İshak Paşa Sarayıdır. Bu saray Doğu Bayezid’in 5 km kadar uzağında eski Doğu Bayezid yanında Sarp kayalar üzerinde kurulmuş ve kartal yuvasını andıran 116 odalı bir saraydır. İçinde cami, hamam, atlar için ahırlar, su ve erzak depoları vardır. Türk, Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Sarayda Selçuklu üslubu hakimdir. Dünyada kalorifer, su ve kanalizasyon teşkilatı olan ilk binadır. Bu sarayın yapılmasını 1685’te Doğu Bayezid Sancak Beyi Çolak Abdi Paşa başlatmış, oğlu Çıldır Valisi İshak Paşa ve onun oğlu Mehmed Paşa tarafından 1784’te bitirilmiştir. 7600 metrekarelik bir sahada yapılan bu sarayın inşaatı 99 sene sürmüştür. Ruslar, Doğu Bayezid’i işgal ettiklerinde burasını karargah ve kışla olarak kullanmış ve kıymetli eşyalarını çalmışlardır. 13×6.5 metre ebadında som altından yapılan kapısı Moskova müzesindedir. Ayrıca binanın mühim yerlerini kasten tahrip etmişlerdir. Saray son senelerde yapılan tamirat ile tamamen yıkılmaktan kurtulmuştur.

 AĞRI METEOR ÇUKURU: 

Doğubayazıt ın 35 km. doğusunda. Küçük Ağrı dağının eteğinin bittiği yerdedir, İran sınırına 2 km uzakta, Gürbulak sınır kapısı ile Sarıçavuş köyü arasındadır. 1892 yılında gökten düştüğü sanılan büyük bir parçanın meydana getirdiği çukur, dünyada büyüklük ve derinlik itibariyle Alaskadakinden sonra ikinci büyük meteor çukuru budur. Genişliği 35 m., derinliği 60 m. dir. Toprağa gömülü göktaşının üzeri iç duvarlardan çöken toprak tabakalarıyla örtülüdür.  

KUDRET KÖPRÜSÜ: 

Köprü çermiğinin hemen yanı başındadır. Çermiğin adı da buradan gelmektedir. Murat nehri üzerinde tahminen 40 metre yüksekliğinde 30 metre eninde tabii bir köprü olarak sert kayalardan oluşmuş yıkılma tehlikesi olmayan karşı tarafa geçit veren bir köprü görünümündedir.

BAYAZIT KALESİ ( DOĞU BAYAZIT KALESİ):

 Doğubayazıt şehrinin 7 km. güneydoğusunda Belleburç denilen bir konumda, sarp bir kayalık üzerinde kurulmuş olan ve günümüzde harabe bir durumda bulunan kalenin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak kaledeki Urartu Kaya Mezarları ve antik çağlara ait kalıntılar, buranın antik bir yerleşme olduğu izlenimini vermektedir. Bayazıt şehrinin coğrafi konumu nedeniyle, kale tarih boyunca önemli görevler üstlenmiştir.

ESKİ BAYAZIT CAMİİ (SELİM CAMİİ): 

Doğubayazıt, 1514 Çaldıran Savaşı’ndan sonra I. Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmış, Doğubayazıt Kalesinin hemen yanında, merkezi kubbeli ve tek minareli Selim Camii de o dönemde yapılmıştır. Caminin yer aldığı yamaç düzeltildikten sonra, duvar örülmek suretiyle düz bir teras oluşturulmuş ve üzerinde bu camii inşa edilmiştir. Kesme taştan yapılan bu camii, 15 – 20 m.x 15 -20 m. boyutlarında, kara planlı ve tek kubbelidir. Sonradan yıkılan beş gözlü son cemaat yeri ile bir minaresi vardı. Yapıda kahverengi tuğla kırmızısı, sarı ve beyaz renkte taşlar karışık bir biçimde kullanılmıştır. Tarihi caminin giriş kapısı, beden duvarları, mihrabı, son cemaat yeri, mihrabiyeleri, duvar payeleri, kubbeye geçiş sistemleri, duvarlardaki kemerler, pencereler ve minarenin yapımında bir sadelik göze çarpar. Bayazıt Camii kubbesinin çökme tehlikesi ile karşı karşıya olmasından dolayı, camii şuanda ziyaret ve ibadete kapalıdır. 

DİYADIN KALESİ:

İlçe merkezinin güneyine düşer. Evliya Çelebi’ye göre Diyadin kalesi Azerbaycan hükümdarı Ziyaeddin (Sultan Hasan oğlu-Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu) tarafından yapılmıştır. Aslında kalenin yapılış tarzı, kullanılan malzeme ve işçiliği yönünden Urartu eserlerine çok benzemektedir. Bir sınır kalesi olan Diyadin kalesini Ziyaeddin yeniden onartmış, eklemeler yapmış, mevcut kale içerisinde bir barınak ve hatta yaptırmıştır. Seyyah Evliya Çelebi burayı gezdiği yıllarda Diyadin kalesinin 600 toprak örtülü evi, bir hanı, bir hamamı, 40-50 dükkânı varmış. Fakat günümüzde bahsedilen bu yapılara rastlanmamaktadır. Ancak kalenin az bir kalıntısı ve kaleden Murat nehrine inen bir suyolu mevcuttur.

BUZ MAĞARASI:

Küçük Ağrı dağının güney eteğinde, Hallaç köyünün 3 km. kuzey doğusunda, Meteor çukuru ile aynı lav tüneli sistemi üzerinde doğal bir mağaradır. Mağara, uzun eksenli elips biçiminde, yaklaşık 100 m. uzunluğunda, 8m. derinliğinde ve yayvan bir çukurdur. Mağaranın ağzı, esas çukura göre biraz yukarıda kalmaktadır. içinde bazalt lavlar-kayalar ve bu kayaların üzerinde saf ve temiz sular ın donması ile oluşmuş buz tabakaları vardır. Kışın fazla soğuk olmayan bu mağara, havanın etkisiyle yukarıdan damlayan suları dondurarak buza çevirmektedir. Ağrı ilinin en sıcak yerinde böylesine geniş bir çukurda dışarıdaki sıcaklığa zıtlık gösteren buzdan saktı ve dikitler, insanı şaşırtacak derecededir. Mağaranın ağzından süzülen ısık, mağara içindeki buzlar üzerinde ışık oyunları yapmaktadır.

AĞRI DAĞI: 

Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra Nuh’un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağdır. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağının farklı dillerde bir çok ismi vardır. Başlıcaları, Ararat, Kuh – i Nuh, Cebel ül Haristir. Marco Polonun hiç bir zaman çıkılamayacak dediği Dağa ilk tırmanışı, kayıtlara göre 9 Ekim 1829 yılında Prof. Frederik Von Parat tarafından gerçekleştirildi. İkinci kış tırmanışı ise ilk tırmanıştan çok sonra 21 şubat 1970′ de Dağcılık Federasyonu eski başkanlarından Dr. Bozkurt Ergör tarafından gerçekleştirildi. 1980′li yıllarda binlerce dağcı Ağrı Dağını ziyaret etti. Ağrıya tırmanışa 1990 yılında yasaklandı.1998 de Dağcılık Federasyonunun bir grup dağcıya izin vermesiyle bu yasak kaldırıldı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ